İçeriğe geç
Malatya Son Medya

Yıldızlardan gündelik seçimlere meraklı bir bakış

Psikoloji 3 dk okuma Selin Arıkan

Kıyaslama Tuzağı: Başkalarının Hayatı Neden Bizi Mutsuz Ediyor?

Telefon ekranında akıp giden mutlu anlar zihnimizde sessiz bir hesaplaşma başlatıyor. Uzmanlara göre mutsuzluğun görünmeyen kaynaklarından biri, farkında olmadan kendimizi durmadan başkalarıyla ölçmemiz.

Elinde telefonuyla sosyal medyaya bakan bir kadın
Elinde telefonuyla sosyal medyaya bakan bir kadın

Bir gününüzü kötü geçiren şeyin ne olduğunu sorsanız çoğu kişi para sıkıntısını, ilişki sorunlarını ya da geleceğe dair kaygıyı sayar. Oysa araştırmacılar, mutsuzluğun çok daha sessiz ve fark edilmesi güç bir kaynağına dikkat çekiyor: kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak. Harvard Üniversitesi'nden Ellen J. Langer ile Princeton Üniversitesi'nden Leeat Yariv'in yürüttüğü bir çalışmada, kendini başkalarıyla ölçen kişilerde mutsuzluk, kıskançlık, suçluluk ve tatminsizlik duygularının belirgin biçimde yükseldiği görülmüş. Dikkat çekici olan, bu tablonun yalnızca düşük özgüvenle açıklanamaması. Sorun çoğu zaman kişinin kendini değersiz görmesinden değil, kendi değerini tanımlarken bakışını sürekli dışarıya, başkalarının hayatına çevirmesinden kaynaklanıyor.

Cep telefonu, kıyaslamayı her zamankinden kolay hale getirdi

Bir kuşak önce insanlar kendilerini en fazla komşusuyla, akrabasıyla ya da iş arkadaşıyla karşılaştırabiliyordu. Bugün ise elimizdeki ekran sayesinde tek bir günde yüzlerce farklı hayata tanıklık ediyoruz. Biri tatilde, biri yeni bir işe başlamış, biri kutlama yapıyor, biri de kusursuz görünen bir düzen içinde yaşıyor gibi görünüyor. Zihin, gördüğü bu görüntüleri sessizce bir ölçüt haline getiriyor ve er ya da geç şu soru beliriyor: "Herkes yolunda gidiyor da neden ben zorlanıyorum?" Uzmanlara göre mutsuzluk çoğunlukla tam bu noktada filizleniyor.

Gördüğümüz, hayatın tamamı değil seçilmiş kareleri

Buradaki temel yanılgı, ekranda gördüğümüz şeyin bir insanın hayatının bütünü olduğunu düşünmemiz. Oysa paylaşılan içerikler, o hayatın özenle seçilmiş birkaç dakikası. Kimse tartıştığı akşamı, yalnız kaldığı geceyi, ekonomik kaygısını ya da kendine olan güvensizliğini paylaşmıyor. Sonuçta ortaya, herkesin sürekli mutlu, başarılı ve kalabalık göründüğü yapay bir dünya çıkıyor. Zihin objektif değil karşılaştırmalı çalıştığı için, kendi sıradan gününü başka birinin en parlak anıyla yan yana koyuyor ve "demek ki geride kaldım" hissine kapılıyor. Hâlbuki başarılı görünen insanların da korkuları, kalabalık görünenlerin de yalnız geceleri var; her insan görünmeyen bir yük taşıyor.

Her yolculuk farklı, ölçüt de farklı olmalı

Bir insanın yolun başındaki hâlini, başka birinin yıllar süren emeğinin sonucuyla kıyaslamak gerçekçi bir ölçüm değil. Kimin gülüşünün arkasında hangi mücadelenin, kimin huzurunun altında kaç uykusuz gecenin bulunduğunu bilme imkânımız yok. Bu tür bir kıyaslama alışkanlık haline geldiğinde kısır bir döngü doğuyor: kıyas, ardından eksiklik hissi, o hissin getirdiği yeni bir kıyas ve giderek büyüyen bir mutsuzluk.

Bu döngüden çıkmanın üç yolu

Uzmanların önerdiği ilk adım, kendini başkalarıyla değil geçmişteki hâliyle karşılaştırmak. "Bir ay önceye göre neyi öğrendim, hangi konuda ilerledim?" sorusu, sağlıklı bir gelişim ölçütü sunuyor; çünkü ilerleme genellikle büyük sıçramalarla değil küçük ve istikrarlı adımlarla geliyor. İkinci adım, ekran başında başkalarının hayatını izlemeye ayrılan zamanı azaltıp bir şeyler üretmeye yönelmek. Yürümek, yazmak, bir enstrüman çalmak ya da yeni bir şey öğrenmek, insanı yeniden kendi hayatının içine çekiyor. Üçüncü adım ise dikkati eksik olana değil sahip olunana yöneltmek. Her gün birkaç dakikasını hayatında iyi giden şeyleri fark etmeye ayıran bir zihin, zamanla referans noktasını değiştiriyor; çünkü dikkat nereye giderse duygu da oraya gidiyor.

Gerçek huzur, kendi penceremizden bakmakla başlıyor

Belki de mutluluk hayatı baştan aşağı değiştirmekle değil, başkasının penceresinden bakmayı bırakıp yeniden kendi penceremize dönmekle başlıyor. Daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olunan yere biraz daha sabırla ve şefkatle bakabilmek, çoğu zaman aranan huzurun kendisi oluyor.